MS'in Tarihçesi

Anasayfa MS'in Tarihçesi
MS’in geçmişten bugüne yolculuğu

MS'in Tarihçesi

Multipl sklerozun tarihçesi, buz tutmuş Hollanda kanallarında düşen genç bir kadının öyküsünden, yüksek çözünürlüklü MR görüntülerine ve yüksek etkinlikli tedavilere uzanır. MS tarihini bilmek, hem hastalığın doğasını hem de bugün sahip olduğumuz tanı ve tedavi araçlarının değerini anlamaya yardımcı olur.

Orta Çağ ve 19. yüzyıl başı: MS’e dair ilk ipuçları

Bugün multipl skleroz olarak adlandırdığımız hastalık, tıbbi literatürde oldukça genç görünse de, MS’e benzeyen klinik tabloların daha eski kayıtları vardır. 14. ve 15. yüzyıla ait bazı yaşam öykülerinde; genç yaşta başlayan, ataklar halinde ilerleyen, zaman zaman düzelmeler gösteren ve çoklu nörolojik bulgularla seyreden hastalık tanımları yer alır. Bu kayıtlar, geriye dönük bakışla MS olasılığını düşündürür ancak modern tanı ölçütleriyle doğrulanmaları mümkün değildir.

19. yüzyılın ilk yarısında ise, özellikle Avrupa aristokrasisine mensup bazı kişilerin ayrıntılı günlükleri ve mektupları, relapsing–remitting özellik gösteren, yürüme bozukluğu, görme kaybı, uyuşma ve dengesizlik ataklarını tarif eder. Bu kişisel anlatılar, henüz “MS” adı konmamış olsa da, bugün bildiğimiz klinik tabloya oldukça yakındır.

Charcot öncesi ve Charcot dönemi: MS’in tanımlanması

19. yüzyılın ortalarında nöropatoloji hızla gelişirken, İngiltere’de Carswell ve Fransa’da Cruveilhier gibi hekimler, omurilik ve beyinde dağınık sert plaklar bırakan “yeni bir hastalık durumundan” söz etmeye başladılar. Otopsi bulgularında beyaz maddede çok sayıda, iyi sınırlı ve “sklerotik” alan tanımlanıyordu; fakat bu lezyonlar henüz belirli bir klinik sendromla eşleştirilmemişti.

Paris’teki Salpêtrière Hastanesi’nde çalışan nörolog Jean-Martin Charcot, 1860’ların sonuna geldiğinde, bu patolojik bulguları hastaların yaşam boyu izledikleri klinik seyirle birleştirdi. 1868’de verdiği ünlü derslerde MS’i ayrıntılı olarak anlatarak, “sclérose en plaques disseminée” adını verdiği bu hastalığı ayrı bir klinik antite olarak tanımladı: nistagmus, dizartri ve niyet tremoru ile karakterize “Charcot triadı” bu dönemin ürünüdür.

Charcot’nun çalışmaları, MS’in merkezi sinir sisteminin kronik, dağınık demiyelinizan hastalığı olarak kabul edilmesini sağladı. Onun ardından, İngiltere, Almanya ve Amerika’dan gelen yayınlar MS olgu sayısını artırdı ve hastalığın coğrafi dağılımı, kadınlarda ve genç erişkinlerde daha sık görüldüğü gerçeği ile birlikte daha iyi anlaşılmaya başlandı.

20. yüzyıl: tanı ölçütleri ve hastalık anlayışının gelişimi

20. yüzyıl boyunca MS’in tarihçesi, esas olarak tanı yöntemlerinin ve patofizyolojik anlayışın gelişimiyle şekillendi. Beyin ve omurilikteki demyelinizasyon olgusunun deneysel modellerle gösterilmesi, bağışıklık sisteminin rolüne dikkat çekti ve MS’in otoimmün bir inflamatuar hastalık olarak ele alınmasının önünü açtı.

Elektron mikroskobu, nöropatoloji ve immünoloji alanlarındaki gelişmeler sayesinde, inflamatuar hücre infiltrasyonları, oligodendrosit kaybı, aksonal hasar ve beyin atrofisi gibi kavramlar daha iyi tanımlandı. Klinik açıdan ise, 20. yüzyıl ortalarından itibaren nörologlar, “dağılım (dissemination) ve zaman içinde yinelenme” özelliklerine dayanan ilk tanı ölçütlerini geliştirdiler. Beyin omurilik sıvısında oligoklonal bant gösterimi ve uyarılmış potansiyel testleri tanıyı destekleyen paraklinik araçlar olarak kullanılmaya başlandı.

MR ile gelen devrim: görünmeyeni görmek

1970’lerin sonu ve 1980’lerin başında klinik kullanıma giren manyetik rezonans görüntüleme (MR), MS’in tarihçesinde kırılma noktalarından biridir. MR, beyaz maddede yer alan plakları yüksek doğrulukla gösterebilmesi sayesinde, hem tanıda hem de hastalık takibinde vazgeçilmez hale geldi.

2001 yılında kabul edilen ve daha sonra birçok kez güncellenen McDonald kriterleri, MR bulgularını resmi tanı ölçütlerinin içine dahil etti. Böylece, “yer ve zamanda yayılım” artık büyük ölçüde görüntüleme ile gösterilebilir hale geldi; klinik olarak kesin MS tanısı daha erken konulabilir oldu.

Günümüzde yüksek alan gücüne sahip MR cihazları, beyin ve omurilikteki kortikal plaklar, gri madde tutulumu ve daha ince aksonal hasarı görmemize imkan tanıyarak, MS’in nörodejeneratif bileşeninin de anlaşılmasına katkıda bulunmaktadır.

Modern tedavilerin tarihçesi: interferonlardan hedefli antikorlara

MS’in tarihçesinde bir diğer büyük dönüm noktası, hastalık modifiye edici tedavilerin devreye girmesidir. 1990’ların başına kadar tedavi seçenekleri ağırlıklı olarak ataklarda kullanılan kortikosteroidler ve tedaviden çok semptom kontrolüne yönelik ilaçlarla sınırlıydı.

1993’te interferon beta-1b’nin relapsing–remitting MS için onaylanmasıyla günümüzde “birinci kuşak” olarak adlandırılan immünomodülatör döneme girildi. Kısa süre içinde farklı interferon preparatları ve glatiramer asetat gibi diğer enjeksiyon tedavileri eklendi. Bu ilaçlar, atak sayısını azaltmaları ve yeni lezyon oluşumunu yavaşlatmaları sayesinde, MS’in doğal seyrini değiştirdiler.

2000’li yıllarla birlikte, monoklonal antikorlar ve ilk oral hastalık modifiye edici tedaviler klinik kullanıma girdi. Fingolimod, teriflunomid, dimetil fumarat gibi ilaçlar, bağışıklık sistemini farklı düzeylerde hedefleyerek inflamasyonu baskılarken; natalizumab, alemtuzumab, ocrelizumab ve ofatumumab gibi antikorlar daha yüksek etkinlikli seçenekler sundu.

Günümüzde tedavi stratejileri, “düşük etkinlikli ilaçlarla başlayıp basamaklı yaklaşım mı, yoksa erken dönemde yüksek etkinlikli tedavi mi?” sorusu etrafında şekillenmektedir. Erken ve etkili müdahalenin, uzun vadeli sakatlık birikimini azaltabileceğine dair veriler, MS tedavisinin tarihsel gidişatını yeniden tanımlamaktadır.

MS’in tarihçesi, görünmeyen bir hastalığın yüzyıllar boyunca yavaş yavaş görünür hale gelişinin öyküsüdür. Bugün sahip olduğumuz tanı ve tedavi imkanları, yüzlerce hekimin, araştırmacının ve MS’li bireyin deneyiminin birikimi sayesinde ortaya çıkmıştır.
Geçmişi bilmek, geleceği şekillendirir MS topluluğunun ortak hafızası

MS araştırmalarının tarihine siz de katkıda bulunun

Her yeni klinik çalışma, her gönüllü katılım ve her paylaşılan deneyim, MS’in tarihçesine yeni bir satır ekliyor. Sorularınız, bilimsel iş birliği talepleriniz veya gönüllü olmakla ilgili merak ettikleriniz için bizimle iletişime geçebilirsiniz.